Her işi tek başıma yapmaktan sıkıldım. Şu saate kadar hala çalışıyorum. Hiçbir şeye yetemiyorum. İşleri paylaşmak istiyorum ama ne kimsenin gönlü var, ne de benim o kişiye öğretecek zamanım. Gönlü olanın da zaten liyakati yok. Her işi tek başıma yapmak zorunda kalıyorum. Ha elbette yüklerimi paylaştığım insanlar var. Egemen sağolsun müzik ve ses konularında, çocukların eğitimi konularında yardımcı oluyor, Aydın Semih alanı olmamasına rağmen, üzerinde çok az hakkım olmasına rağmen büyük bir özveriyle çok güzel bir iş çıkartıyor. Ama bunlar ne yazık ki yıllardır inşa ettiğim Yekta kişisinin diğer kısımlarındaki yükü almaya yetmiyor. Soluk almak, bazen oturup saatlerce gebeş gebeş anime seyretmek istiyorum. Ama ne yazık ki olmuyor.
Az evvel bir dost grubuna bu mesajı atacakken, durdum. Kestim ve buraya yapıştırdım.

Az evvel bir dost grubuna bu mesajı atacakken, durdum. Kestim ve buraya yapıştırdım. Çünkü sanırım genel anlamda profesyonellik, kişilerin kurumlaşmasıyla sağlanır gibi bir düşünce mevcut. Ben de bu düşünceye son derece karşıyım. Profesyonellik işini iyi yapmakla olmalı, kişisel hayatını, hezeyanlarını gizlemek ile değil.

Hemen karşıma şu düşünce çıkacak elbette : “neden kişisel yaşantımın işimin önüne geçmesine izin vereyim ki?” Bu düşünceye ben de katılıyorum. Neden izin veresin ki?

Ben bir bireyim, hezeyanlarım, hatalarım, duygularım var. Zaten sanatçının beslendiği temel düstur da bu değil mi? Duyguların, buhranların değil mi? O notalara dökülenler, kalemine yansıyanlar? Sen zaten profesyonelliğini kişisel yaşantına borçlusun. Sana işveren olacak kimseler eğer senin hezeyanlarından, kişiliğinden rahatsız oluyorlarsa zaten senin işlerini içlerine sindirmeleri de çok olası olmuyor günün sonunda.

Bu yüzden kafayı sıyırdım. Bu yazıyla başladım.

Bu aralar inanılmaz bir yoğunluk yaşıyorum. Eşimle doğru düzgün konuşamıyoruz, 9 aylık bir kızım var, her anı ayrı bir mutluluk ama ne yazık ki o mutluluğu paylaşamıyorum çoğu zaman. Kaçırıyorum çoğu şeyi, geriye baktığımda pişman olacağımı iliklerimde hissederken hem de… Sonra bir de kardeşlerim var, (öz değil), bir garip, tarifsiz duyguları paylaştığım kardeşler. Hepsi kazı kazan gibi, tek fark kazıdıkça altlarından sadece acının çıktığı ergen çocuklar… Onlarla ilgileniyorum, yıllarca şu yaşlı gözün gördüğü, damıttığı şeyleri onlara deneyimleterek dünyalarını genişletmeye karınca kararınca çalışıyorum (öğretmenlik baba mesleği ya bizde..) diğer yandan bunu söylediğimde bana müdürlerim kızmasın ama İlçenin yükünü omuzlarımda hissediyorum. Elbette taşıyorum gibi iddialı bir cümle söyleyemem. Ama gün içerisinde zibilyon şeyle ilgilenip, garip çözümler üretiyorum. Çoğu zaman müdürlerin haberi dahi olmuyor, çünkü işler üstüste binince sıcak gündem arasında her şey kaynıyor. Bir gece oturup saat 05.23’te raporu anca bitirebilmiştim. Sabah da uyanamayıp işe geç gitmiştim.
Sinema Eğitim Derneğinin işleri birikti halledemiyorum… Agâh Uluslararası Sinema Derneği, benim başkanvekili olduğum bir diğer dernek. Ancak Sinema Eğitim Derneği’ne göre daha aktif çalışma gerçekleştirdikleri için ister istemez zaman alıyor. https://sineg.net benim adminliğini yaptığım, kuruculuğunu üstlendiğim, aylık 20 k (an itibariyle) ziyaretçisi olan güzel bir site. Yazılarımı takip eden gerçekten garip bir kitlesi oluştu ama güncel, popüler dizilere göz ucuyla bakabiliyorum, baktıklarımı da yazıya dökecek takati bulamıyorum. Albüm hazırlıkları devam ediyor, klip çekimleri için Mesut ile sürekli irtibattayım, full animasyon bir klip ile cebelleşiyorum. Yönetmenliği deneyimlemek istiyorum. Uzun metraja giden yolda bir adım atacağım. Bunun için inanın senaryo yazdım, senaryoyu defalarca revize ettim, yetmedi valiliğe gidip çekim izni için başvurdum, kültür müdürlüğüne gittim, ekipman, oyuncu, audition tarihi, storyboard derken bir garip yamuldum.
Aynı zamanda yeni dostlarım var, Yunus Emre ile Ömer Dişbudak… Bu ikisiyle de sık sık bir araya gelip, geleceğe dair garip projeler üretiyoruz. İlhan Kurt, benim canım şube müdürüm. İçine baktığım zaman babacanlık, idealizm ve bir garip çocuk ruhu gördüğüm için yanında çalışmak bana keyif veriyor. Ancak onunla da uzun metraj senaryosu yazmamız gerekli… Hep aklımın bir köşesinde. Diğer yandan bir kitap projem var. Yazdım. 170 sayfa kadarcık word sayfası… Ama bir türlü o tatmine ulaşamadım. Üzerinden tekrar tekrar geçmem gerekli. Ama her seferinde açıp iki paragrafına bakıp tekrar iş dünyasına geriye dönüyorum.
Senaryo yarışması şartnamesi hazırladım ve her eski öğrencim, senaryosunu değerlendirmem için hunharca bana yolluyor. senede en az 200 kısa film okuduğumu şuraya not düşmeden geçemeyeceğim. Ancak bitmiyor, garip grup bir yığın iş var. Yazmaktan bile imtina ediyorum artık.
Bu yüzden ufak çaplı bunalımlardayım. Ne kendime, sağlığıma, psikolojime zaman ayırabiliyorum ne de kişisel gelişimime… Bir ufak yardım dileniyorum herhangi birisinden ama kendi kendime oluşturduğum bu yekta balonuna başka kimse giremiyor. Sadece kendim yaptığımda tatmin olabileceğim işler bütünü hayatım.
Ohh. Dert yandım. Azcık rahatladım. İşlerimin biraz da özetini çıkarttım. (doktoraya hazırlandığımı söylemiş miydim? ) neyse sırada bekleyen işler var. saat 02.00 yi geçti ve yarın sabah işe gitmeliyim.. saat 04.00 e kadar en az uyanık kalmam lazım ki işlerin bir kısmını eritebileyim.

Yorum Yaz