“Mutluluğu içimizde bulmak zordur, başka bir yerde bulmak ise imkansızdır.”

Schopenhauer

Geçenlerde bir bilge adamla hasbihal ettim. Mutsuzluğumdan bahsettim biraz. O da, “klişe olacak ama mutluluğu ancak kendi içinde inşa edebilirsin” dedi. Durdum. Aklıma not ettim. Gece saat 03.00 gibi Haliç kıyısına indim ve boş bir iskelede oturup bu yazının başlığına koyduğum fotoğrafı çektikten sonra bu sözü koyduğum çekmecen çıkartıp üzerine düşündüm.

İlk fark ettiğim şey içime dönmmeye çalıştığımda ilk gördüğüm şey ister adına “id” ister de “nefs” deyin, total bir iğrençlik oldu. Bütün bastırılmış duygularım, görmek istemediğim haris yanlarım ile karşılaştım. Ya çok derine dalıyorum ya da çok sığ kalıyorum bilmiyorum. Ama neşe ve mutluluğa dair bir eser bulamadım.

Mutsuzluk, benim can yoldaşım olmuş gibiydi. Sanki kader kitabındaki cümlemi belirginleştirmek için mutsuzluk ile durmadan altını çiziyordum. Yani mutsuzken daha bir var hissediyordum kendimi. Mutluyken ama ölümün bir demosunu yaşıyordum.

Kimsesizim desem, yalan olacak. Çünkü benim güzel insanlarım var. En önemlisi çok sevdiğim bir eşim ve dünyalara değişemeyeceğim biricik bir kızım var. Bu değil. Ama belki de heyecansızım. Heyecansız, sığ, amaçsız gibi bir his. Aslında bir amacım da var. “iyi insan olmak, iyi insan yetiştirmek” ama gel gör ki bu amacın ilk cümlesini yerine getirmekte daha tökezliyorum.

Görmediklerimi görmek, hissetmediklerimi hissetmek istiyorum mutlu olabilmek için. Gördüğünüz gibi yine mutluluk için dışa bağımlı hale geliverdim aniden.

Peki içimde nasıl bulacağım? En özendiğim şeylerden birisi, Amerikan rüyası filmlerinde bir sahne vardır. Şömineli evin içinde sallanan sandalyesinde oturup kitap okuyan yaşlı kadın-adam… Belirli bir sükunet ve huzur vardır yüzlerinde. Ya da güneşe kollarını açmış, belli belirsiz bir tebessümle hayatı kucaklayan yoga yapan bir kadın.. Bunlar neden bana bu kadar uzak figürler ve ben Yekta olarak ne zaman durulacağım?

Acaba bu yazıyı okuyanlar içinde bana yardım edebilecek olan var mıdır? İman bir çözüm değil. Ona zaten sahibim. Başka bir perspektif yok mu?

Yorum Yaz